Ne kadar komik bir akışsın sen zaman içinde. Yazgı mı derler, kader mi? derler. Yoksa geçmişin birer gölgesi midir kader denilen. Kim bilir ki insanın kendisinden başka.
Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmışlar. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü def edemez. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir.
Eski çağlarda bir kral, hava durumunu öğrenmek amacıyla bir müneccim tutmuştu. Kral, günün birinde balığa çıkmaya karar verdi.Ancak, yağmur yağar da elbise bozulur diye düşündü ve müneccime hava durumunu sordu
Gel zaman git zaman, köpek ve tavşanın birbirileri ile hiçbir sorunu olmaz, beyaz tavsan da iyice buyur. Tavşan bazen kafesinde duruyor, bazende terasta dolaşıyordur. Bir gece köpek ağzında bir şey ile sahibinin yanına gelir.
Guy de Maupassant Yazıları-Bu denli şanslı olduğunu düşünde görse inanmazdı. Taşralı bir mübaşirin oğluydu Jean Marin. Hukuk öğrenimi yapmak için Paris’e, Quartier Latin’e, gelmişti.
Aynı sokakta oturuyorduk. Her gün bir kızla geliyordu. Adı esrarengizdi, herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi. Kirli sakalları vardı. Yeşil gözlü esmerdi. Mahallenin kızları hayrandı ona.
Sen daha hayatı, sevgiyi, gerçeği, yalanı tanımıyorsun. Doğmak için sebebin ne bilmiyorsun. Ben sana anlatsam yaşadıklarımı, gördüklerimi, hayatı anlatsam yinede doğar mısın?
Bazen yorar insanı küçük şeyler; büyük sırlar vardır küçük şeylerin içinde. Açıldıkça açılır, boyuna posuna bakmadan... Bazen dinlendirir insanı uzaklar; uzaklığa bir yakınlığı vardır gözlerin. Gözlerin olduğu kadar gönlün de...
Bir görebilse kır çiçeğinin gül tarafını... Bir görebilse, hayal pınarının çeşmesinin değil de suyunun önemli olduğunu... Yetinse elindeki ile güzelliğini bulmaya çalışsa elindekinin. Sevdiklerini gül demetleriyle mutlu edebilme fikrini atsa kafasından.
Aradan bir kaç Ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış... Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamı
Tan yeri yeni ağarıyordu. Etrafta ipek gibi yumuşak; gök rengine yakın aydınlık vardı. Altay bu yıl şehirde liseyi yeni bitirmişti. Hem öksüz, hem de yetim olan arkadaşı; Akpar’la akşam üstü obaya gelmişlerdi. Hal hatırlardan, izzeti ikramlardan epey sonr
Çok eskiden yeşil bir vadinin içinde bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış,taa dünyanın öbür ucunda. O zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş, yağmur yağmadıkça; geceleri hep yıldızlı olurmuş,bulutlar olmadıkça, köy sakinleri tarımla uğraşırlarmış,
Nuri Can Yazıları-Kimbilir aradan ne kadar zaman geçti... Bir gün düşüncelere daldı yaşlı çınar. Çünkü içten içe bağ kurduğu, her gün yolunu beklediği, kendisiyle konuştuğu dert ortağı, zeytin gözlü, tatlı sözlü arkadaşı gelmiyordu artık.
Yağmur damlaları saçaklardan sarkarken gönüllere, puslu bir havanın kasvetinde yazıyorum bunları sana… Uykusuzluğun verdiği delilik zamanlarında gözlerimin altında ki morluklar kadar yoksun düşlerimde. Geçmişin şimdilere döndüğü zamanlardır bende, zaman
Doktor ve Hastası Öyküsü-Kanser hastanesinde başhekimken serap adında genç bir hanim hastam vardı. Bu hastam Göğüs Kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek İstemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı.
Felaket Hamdi Öyküsü-Felaket Hamdi’nin hastalandığında kimsecikler semtine uğramazdı. ‘Kendi kendine iyi olur’ kimse, Hamdi’nin ne zaman hastalanıp ne zaman iyi olduğunun farkına varmazdı. Bir Sıcak yuvanın, bir şefkatli elin, bir okşayışın hasretini taşı