, Aşkın bitişidir acı olan, ötesi hep laftır. İnsan neden sevdiğini veya artık neden sevmediğini anlatamaz. Anlattığını zannedebilir ancak! Bütün bitişlerin içinde kalırım, etrafına dolaşmayı sevmem.
ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın ken
- Bana gözyaşı borcun var!, Genç kadın sordu:, - Nasıl öderim? Adam gözlerini kırptı;, - Haydi gülümse! Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ve mendilini özenle katla
, Yalın ayak çocuk yürüyüşü gibi, yüreğime batan cam kırıklarını görmezden gelmeliydim… Gelemedim., , Gördüm tüm korku yüklü, ürkütücü, soğuk kırıkları… Korktum bir kez daha, kendime dönememekten.,
, Sanatçılığa soyunmuştu adeta... Evet bir sanatçı olmuştu artık o... Minik elleri koca bir hayatı çiziyor karalıyor resmediyordu... Hem de buğulu bir pencere camına... O kadar zor bir işti ki bu; çü
, Anlam veremezdik batmalarına. Çünkü yağmur yağardı, içine dolardı yağmur suları kağıttan gemilerimizin. Şimdi hatırladığım zaman küçük tebessümlerim doluyor hayallerimin içine… Ne kadar saf duygula
, Aşk dediğin üç harf ama yaşaması da yazması kadar kolay mı? Kalbi kandırmak, sevda satmak bu kadar ucuzladı mı? Her çeşit sevgi, pazara kurulan tezgah gibi seriliyor mu? Karşılığında ne veriyoruz b
, İnsanlar ayrılık acısı çekerken, bir kez daha severler aynı kişiyi. Çünkü kaybedilen kişinin anıları henüz tazedir. Onu düşünürken hafıza tazelenir ve aşk yeniden başlar., , Hepimiz sahip olmadığı
Yani Bugün Telefon etmedi demeden Şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden Yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden sevdiniz mi hiç?, , Onun size ait bir mal olmadığın
, Hüznün karanlığına teslim gecelere, senin varlığınla direnirdim. Varlığın beni çoğaltırdı. Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı., , Elimdeki bir kaç umut kırı
, Oysa akşama geçerken bir duble rakı koymuştum masaya, radyoda keyifli seslenmekteydi Müzeyyen Abla. Beyaz peynir, çerez, biraz haydari de dost olacaktı yanıma. Yetmedi!, , Saat ilerledi, keyif yer
- Bu sandığı sana emanet ediyorum ama sakın ola ki içini açıp bakmayasın..., , Tamam der peygamber.., Aradan zaman geçer ve peygamberi bir merak sarar, acaba sandıkta ne vardır? İçi içini kemirmekted
Ceplerime sıkıştırdığım birkaç virgülüm kalmış olmalı, İnan bu aşkın bitmemesi için senden duymayı en çok istediğim o iki kelimeyi bile unutup razı olurum hissetmemeye seni. Dur söyleme! Sakın söyleme
Adam evine geldiğini fark etti. İçeri girdi, sıkıntılarını olabildiğince ailesine yansıtmayan biriydi. Yüzündeki sıkıntılı ifadeyi zorla da olsa değiştirdi, güler yüzle içeri seslendi;, --Alo !. . . k
, Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir bıçağın ucu kalbimde hafifçe gezindi sanki... Ona karşı hoyrat davrandığımı hissettim bir an. İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu sanki. Bir de bana bu a
Çizilmemiş resmisin sen ilkbaharın, , Sevdim seni.. Öyle böyle değil hem de.. Sabahları doğduğunda güneş, aydınlatır gibi tüm dünyayı. Gölgeler karıştığında karanlığa, ışığa hasret gibi. Kendimi seve
Neye bağlandığımızı biliyor muyduk?, Bize birisine niye bağlandığımızı sorduklarında, "çünkü güzel" diyorduk, "yakışıklı, zeki, güçlü, yetenekli"; bir insanın sevilmesi için geçerli olduğunu kabul ett
, Gerçek aşk, yıl ister 1550 olsun, ister 2150, insanın yüreğini kanırtan ve kuvvetini hiç eksiltmeden devam ettiren bir duygudur. Birazdan okuyacağınız mektup, belki hitap şekli değiştirilerek önüne