gözler yangın şimdi-ufuklar duman dünya değişiyor-masalı koca bir yalan tam kırk yıl bulandırdılar suları ve sinsice yürüdüler karanlıklara sonra leylak düşmanı bir akşam vakti
Adnan Yücel Hangi Günün Yüzyılı Şiiri Dinle - Adın çoktan çocuğa çıkmış oysa Çoktan anlaşılmaz olmuşsun Şu güzel ömrünün tam ortasında Kuşları sora sora düşen yapraklara
Dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne Ateşi yüreğinle körükleyeceksin Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı En güzel ezgileri nehir ağzı denizlerde
Tam otuz yıl nasıl kıydım sana Bin zehirli duman arasında Islığınla besteledim hep En pembe çocuk düşlerini Pan’ın flütünden mi kalma Ey can içre can körüğüm
Narın morlaştığı yerdeyiz yine Aynı kutsal mavinin yüreğindeyiz Ne tapınaktayız şu anda Yıllar sonra bütün baskılara inat Boynu bükük ve çaresiz dönerdik
Kim kimden alınıyor bu topraklarda Bu topraksa tohumu biz Her bahar boy verip yeşermişiz Her bahar boy verip yeşermişiz Geleceği besleyen emeğin sabrını
Sonbaharda sonra Ankara’da Yalnızca kuşların isyanı vardır Bakarsınız bir akşamüstü Bütün ağaçlar kuş açmıştır Ve gökyüzü meydanında Kuş dilinde bir miting başlamıştır Bir çığlıktır artık yaşanan
Sürgüne ve giyotine gidilen marşlar Yankılanan uğultular - uğultular Susmayan bir hücreler senfonisinde Kentlerin en yumuşak sessizliğinde İnsanların yüreğine yağmur taneleriyle Gök gürlemeyince yer gülmez Gök gürlemeyince yer gülmez diye
Ne zaman söylenecek türkümüz Her yerde ve hep bir ağızdan Sen söyle ne zaman Bu sabır çatlayacak bilirsin Sel olup taşacak çekilen acılar Ya yeniden başalyacak o yağmur Ya da dinecek bütün sancılar
Hiç mi hiç sevmiyorum yorgun yağmurları Ne kırları çıldırtıyor ne dağları Yağdı mı Toroslarca yağmalı yağmur Seller coşturup barajlar taşırmalı Bir yudum su demekten aciz yürekler
Göl göl olur damda biri / çentik atar günlerine Sel sel akar diğerleri / güneş güler tenlerine Biri bine döner birden Yolu yakın kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir
Ve ben seni hayatımın bir musalla taşına en yakın yerinde sevdim Israr etmedin kendine beni sev diye Beyaz bulutlar gibi sırtını rüzgarlara verip gittin
Hastane koridorunda Hınca hınç yığılmış cansız bedenlere Şehir ölümü yorgan gibi örtünmüş 17 ağustosun ertesi Ne olur beni durdurun Gri renkli bir ülkeden dönüyorum geriye
Ay görmez onları onlar ayı görür Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda Soluyordum devrildim devrileceğimi Aynı geçmezlik ve değişmezlikte Ürpererek geçiyordu yarasalar